Yazar Hakkında

ond-kubi-can.jpg
Merhaba,
İsmim Melissa Kubra Yelkenci. İlki annemin kalbinden geçen diğeri ise kimlik kartında geçen … Hayat yolculuğum 1982 yılının bitmesine bir ay kala başladı.
Çocukluğumdan beri hayata hep iyimser yaklaştım, gülen gözlerle baktım. Mutluluğu hiç aramadım çünkü Allah’ın bir nimeti olarak kendimi hep mutlu hissettim.
Henüz ilk okulda iken gazete çıkarmaya kalktım, kompozisyon yazmaya ve şiir okumaya bayılırdım, münazaralarda sözcü olur, bir fikri savunur, herkes sussun hep ben yüksek sesle konuşayım isterdim. İlk okul öğretmenim ileride çok iyi bir konuşmacı olacağımı söylerdi. 1.sınıfta okumayı ilk söken birkaç kişiden biriydim. Hayatımın en büyük heyecanı ilk okuduğum andı. (Cin Ali Ata Biniyor kitabı hala aklımda)
Çevre temizliği konularında olağanüstü hassas bir çocuktum. “Çevremizi dünyamızı temiz tutalım dünyamız kirlenmesin” konulu şiirler, yazılar yazar bunları dağıtırdım. Hatta bir yaz günü kendi çapımda bir çevre derneği kurup minik bir yürüyüş düzenlemiştim. Emekli bir subay bizi durdurup her birimize küçük madalyalar vermişti.
Çocukken kendi kendime “iyi santaca” diye bir dil icat etmiştim, bu dilde şarkılar besteler ve söylerdim, kimse sözlerini anlamazdı ben dahil :) Zaten bir şeyleri konuşturmaya bayılırdım, karpuz dilimleriyle kavun dilimlerini bile konuşturur kendime bir oyun krallığı kurardım ta ki büyükler “oynama da ye şunu!” diye bağırana kadar krallığım yıkılmazdı… Abim ve ben her akşam yatarken bıkmadan usanmadan yıllarca anneme “pamuk prenses-yedi cüceler ve külkedisi” masallarını tekrar tekrar anlattırırdık. Ya ne tuhaf hiç mi bıkmazdık aynı masalı dinlemekten!?
Annem mahalledeki kızların beni “Kraliçeee Kübraaa” diye slogan atıp havaya kaldırarak sevdiğini söylerdi. Acaba bir gün Kraliçe olacak mıyım hep merak etmişimdir, bir şeyi 40 kere söylersen olurmuş ya. Küçükken çok güzel resimler yapardım ve büyüyünce ressam olacağımı söylerdim. Televizyonda haber sunan spikerleri izlemeye başlayınca “ben büyüyünce sunucu olacağım” demeye başladım. Elimde mikrofonla tüm aile bireyleriyle röportaj yapar ve bunları kaydedip dinlerdim. Çok fazla haber bülteni izlediğim için kendi yaşıtlarıma göre fazlasıyla zengin bir kelime dağarcığım vardı. Piyesler yazıp bunları ağabeyimle rol paylaşımı yaparak oynar, bu komedileri ses kasetlerine kaydederdik. Sonra müziğe merak saldım, önce org ardından lisede gitar dersleri aldım. Mizaha çok ilgi duyuyordum, mizah dergilerine başka isimlerle kısa yazılar gönderirdim, yayınlanınca çok mutlu olurdum. Bir ara tiyatroya merak saldıysam da bu merak hazırlık sınıfında tiyatro kulübünde iken oynadığım ”kerpetenle diş çeken dişçi” rolünden öteye gitmedi.

Okul hayatım boyunca her dönem hep bir başarı belgesi ile eve geldim. Babam bir sınavdan 100 üzerinden 90 alınca “neden 100 almadın?” diyen bir babaydı. Annemle öğrenci iken evlenmişler, ağabeyimi kucağına aldığında annem henüz 22 yaşındaymış. Herkesin babası işe giderken, ağabeyimin babası okula gidermiş. Annem bana hamile karnı burnunda iken okul bitince Türkiye’ye temelli dönmüşler. Babam İngiltere’de Tekstil Mühendisliği okumuş. İlkokulda babamın mesleğini anlatırken zorlandığım kadar hiçbir şeyde zorlanmadım. Ailemin İngiltere geçmişi nedeniyle çocukluğumda mecburen İngiliz kültürüyle harmanlanmış bir kültürle büyüdüm. 
Babam tanıdığım en dürüst, yardımsever, güvenilir, güzel ahlak sahibi ve saygılı insandır. Bazı insanlar ise anlatılmaz yaşanır ya işte benim annem de anlatılmaz yaşanır. Dünyanın en aktif, kabına sığmayan, eylemci ve becerikli kadınlarından biridir. On parmağında yirmi marifetle her yeni gündaha neler yapabilirim diye düşünür . Modelist, stilist, terzi, öğrenci, kuaför, öğretmen, marangoz, diş teknisyeni, ressam, muhasebeci, yönetici… Kendisi sonunda yazar olmuştur, birçok yerel basında ve sitesinde yazıları yayınlanmaktadır.(www.nuranyelkenci.com) Benim hayatımda hep bir itici güç olarak iki eli omuzumdadır.
Ağabeyim; o da İngiltere’ye üniversite eğitimi için evden gidene kadar hayatımın en büyük rol modeliydi. Bütün okul hayatım ona özenerek geçmiştir. Onun ödevlerini okur, derslerini çalışır, bütün arkadaşlarını ve aşklarını bilir, hayata onun gözlerinden bakardım. Hatta ilk okulda İstiklal Marşı’nın 10 kıtasını birden ezberlemiştim onunla birlikte. Beş yıl ayrı kaldıktan sonra şimdi bu arayı yeterince kapadığımıza inanıyorum. Dünyanın en yaramaz, hareketli çocukluğunu geçirmiş olan ağabeyim, vücudunda 90′a yakın dikişle ergenlik dönemini kapamıştır. Ardından motosiklet kazalarını, dizine takılan platini falan saymazsak biraz durulmuş gibidir. Herşey bir yana çok vicdanlı, eğlenceli, hayatı dolu dolu yaşayan, cömert mi cömert, insancıl süper zeki biridir ağabeyim.

Ailemi biraz tanıttıktan sonra bana devam edelim…
Lisede “Ali Kırca ile Siyaset Meydanı” programına Uğur Koleji olarak okulla katılıp boyuma posuma bakmadan mikrofonu elime aldım konuştum:) Konu seçmen yaşının 18′e inmesiydi. ”Peki madem siyaset yapamayacağız o halde neden oy kullanma hakkımız var?” demiştim. Aylarca bu görüntülerim programın fragmanında gösterildi.
Lisenin son iki senesi ÖSS’ye hazırlanmak uğruna feda edilmiş iki yıl olarak hayatımın tarihine geçti. Haa unutmadan Blue Jean dergisi bizim okulun tanıtımını yaptığı sayısında beni ”okulun en güzel kızı” seçmişti:) Sanırım görüp göreceğim son “en güzel” sıfatı budur hayatımda…
O kadar kafa patlattığım ÖSS’de, puanım fazlasıyla yetmesine rağmen sırf işletme-iktisat okumamak için yazabileceğim tüm sosyal içerikli bölümleri yazdım. Psikoloji’yi de tercihlerime eklediğimi o bölümü kazanınca hatırladım. Bir üstte Hukuk bir altta ise Galatasaray Üniversitesi Felsefe bölümü vardı. Kaderin önüne geçilmeyeceğini bir kez daha anladığım an işte o andır. Allah benim için bunu dilemişti.
Üniversitede diksiyon ve güzel konuşma kurslarına katıldım, biraz binicilik dersleri aldım, İngilizce’den sonra İtalyanca öğrenmeye kalktım. Beş kur devam ettiğim İtalyan Kültür Merkezi’nin kursunda söylediklerimi pek anlamasam da çok güzel bir aksanla İtalyanca okuyordum. Ailemin hep bir ayağı yurtdışında olduğu için birkaç kez yurtdışına çıktım. Üniversitede Psikolojiyle birlikte yardımcı dal olarak Medya ve İletişim bölümünün derslerini de aldım. Hayatımda en çok mutlu olduğum anlar ise fikir ürettiğim, düşündüğüm ve yazı yazdığım anlardı. Hayatta neden var olduğumu hep sorguladım, maneviyata ve metafizik konulara olan eğilimim bana hayat yolculuğumda hep eşlik etti. Kuran-ı Kerim’le tanışmam 2002 yılında oldu. Bu dönemde bir tür inzivaya çekildim, eski çevremin tamamını sildim, izole oldum.
2004 yılında Burslu okuduğum İstanbul Bilgi Üniversitesi Psikoloji bölümünden mezun oldum. İki buçuk yıl kadar farklı alanlarda çalıştım. Ama başımı kaldırıp baktığımda aslında gerçekten huzur duyduğum ve kendimi bulduğum hayatı yaşamadığımı fark ettim.
beet1.jpgİnsanlar kendi ballarını üreten arılar gibi, beslendikleri kaynaklar ne kadar farklı olursa o kadar iyi bir bal üretebiliyorlar. Farklı özler, farklı fikirler, farklı bakış açılarıyla beslenen insanlar bunları özümseyip gerçek kimliklerini bulabiliyorlar. Ben de artık hayatımda bir perdenin kapandığını ve o sahnede rolümün sona erdiğini hissediyordum. Yeni fikirler üretemediğimi, kendimi tekrar ettiğimi bilmek benim için yaşarken ölmek gibiydi. Şimdi artık çocukluk hayalime gazeteciliğe yönelip bu alanda eğitim almak, çalışmalar yapmak için sabırsızlanıyorum. Bunun yanı sıra hayatta beni en çok mutlu eden şey olan yazı yazmaya devam ediyor ve bunları bu blogda yayınlıyorum. Fikirlerimi, gözlemlerimi, okuduğum kitapları, gördüğüm yerleri, algıladığım güzellikleri yazıp sizlerle paylaşacağım. br />

Saygılarımla
Melissa Kubra Yelkenci /2007
yelkencikubra@hotmail.com

Bir Yanıt to “Yazar Hakkında”

  1. ~ Ehlisünnetgülü ~ Diyor ki:

    Selamun Aleyküm,

    basarilarinizin devamini dilerim,

    http://www.ehlisunnetgulu.wordpress.com sizleride beklerim

    Selametle

Yorum Yapın

Yorum yapmak için giriş yapmış olmalısınız.