Özledim Seni İstanbul

Ağustos 10, 2008

Özledim seni İstanbul

Hain bir sevgili nasıl özlenirse

Öyle özledim…

Kendini affettiren mavi gökyüzünü özledim

Kalabalık otobüslerinden inince

Yüzümü okşayan serin boğaz esintini özledim…

Yapış yapış sıcaklarının ardından

“Bu sabah yağmur var” dedirten

Kısa, tutkulu, coşkulu yağmurlarını özledim…

Bazen kızdıran,

bazen güldüren,

bazen düşündüren

Tuhaf ama sıcak insanlarını özledim…

Her gün senden vazgeçip

Her gün yeminini bozan

Tövbekar aşıklarını özledim…

Kuralsızlığını, karmaşanı

sınırsızlığını özledim…

Çarşıda, pazarda “ablacığım” olmayı

“Gözünü seveyim” diyerek iş yaptırmayı

Özledim…

Cebinde parası olmayan çocuğa

“atla delikanlı” diyen şoförlerini özledim…

Özledim seni İstanbul

Hani bir sevgili nasıl özlenirse

Ben de seni öyle özledim…

10/08/2008


Kirpi Yavrusunu “Pamuğum” diye Severmiş

Mayıs 24, 2008

Bildiğiniz gibi Avrupa’da bir çocuk reşit olunca eline ekmeğini alıp, evden ayrılmanın hesaplarını yapmaya başlar. İster evlensin ister bekar kalsın ailesi sonuna kadar ona bakmak durumunda değildir. Hele ki kredi ile ev sahibi olma, kira öder gibi ev taksiti ödeme sistemi de yaygınlaştığından bu yana, son yıllarda gençler kendi dairelerini de satın almaya başlamışlardır. Batı toplumunda son derece yaygın olan 18 yaşından sonra evi terk etme ve yalnız yaşama modası Türkiye’de genç kızlarda ne oranda yayılır bilemiyorum ama erkek çocuklarda da şu anda çok büyük oranlarda olmadığını düşünüyorum. Neden mi? Çünkü biz “annesinin kuzusu” bir toplumuz da ondan…

Kuşkusuz her doğan bebek annesi için büyük bir aşkla sevdiği canından değerli varlığıdır. Ama oğulları anneler için bir başkadır bizim toplumumuzda. Babanın “Erkek adamın erkek evladı olur” misali kendi erkekliğini erkek çocuk sahibi olarak vurgulaması gibi, anne de kadınlığını “erkek çocuk doğurarak” kanıtlar bir ölçüde. Anneler kutsaldır ama, toplumun gözünde erkek anneleri daha bir kutsaldır.

Her anne için oğlu mükemmeldir. Her işin üstesinden gelebilecek bir superman’dir adeta. Anneleri onların tüm hatalarını gözardı eder, affederler. Anneler “aslan oğullarına” o kadar çok sevgi, ilgi ve şefkat verirler ki bu çocuk hayatı boyunca bu ilgi ve sevgiyi arar durur. Her kadından aynı hoşgörüyü bekler. Gözlerini hayata ilk açtıkları andan itibaren onlar adına herşeyi düşünen, yediren, içiren, giydiren, arkalarını toplayan bir kadın vardır. Bu nedenle hayatları boyunca detayları başkalarının düşünmesini ve hayata geçirmesini beklerler, kadınların erkeklere hizmet etmesinin doğal bir şey olduğunu sanır ve bu hizmeti yapacak birilerini ararlar. İşte bu rahatlığı bırakıp evlenmeden önce yalnız yaşamak çok zor gelir Türk erkeklerine… Bu nedenle 35’ine merdiven dayamış ama hala annesinin yanında yaşayan bir çok erkek görmek mümkündür toplumumuzda. Evlenmek Türk erkeği için tüm bu hizmet yetkisinin annesinden karısına bir nevi “devir teslim töreni”dir.

“Aslan oğlum” edebiyatından gerçek hayata adım atan çocuk aslında savunmasızdır, eleştirilmeye, hatalarının yüzüne vurulmasına, “en iyi” olmamaya alışık değildir. Bu nedenle de ilişkilerinde bocalar. Gerek toplum gerekse ailesi tarafından “erkek olmak” konusunda “erkek dediğin…” diye başlayan cümlelerle öylesine eğitilmiştir ki o a yaşa kadar, hatalarıyla eksikleriyle kendi sorumluluğunu almak ona zor gelir.

Evet anneler çocuklarını dev aynasında görürler. Kirpinin yavrusunu “pamuğum” diye sevmesi gibi… Peki ne yapsın kirpi sevmesin mi? Elbette ki sevgi bir çocuğun en önemli ihtiyacıdır. Ancak bu sevgi, çocuğu kendisi hakkında gerçeküstü bir fikre götürmemeli. Onu ileride hayatın yükleyeceği sorumluluklardan uzaklaştırmamalı. Bu sevgi ve ilgi onu bazı bilgi ve becerilerden mahrum da bırakmamalı. Onu bir birey olmak konusunda engellememeli. Yoksa karşılıksız sevgi bir annenin çocuğuna vereceği yeri doldurulmaz en sağlıklı gıdadır. Yeter ki bu sevgiyi faydalı şekilde yönlendirebilelim…