E ŞIKKI

Saat 19:40… Cuma. Haftanın sonu. Zaman benim için geçmiyor. Acaba hiç aklıma gelir miydi; benim için bu kadar güzel anılarla dolu olan bir yere aylar süren heyecanlı bir bekleyişin ardından gelip, geldiğimin ilk haftası bunalıma girmek…

Geldiğimden beri neredeyse her gün yağmur yağdı. Çok yorucu bir yolculuk geçirdim. Sanırım daha ilk geldiğim gün birkaç kilo verdim. Korkunç bir Pazar gününe uyandım. Hani bir yere gidersin de sabah uyandığın odayı yabancılarsın ya… sonra da ahh dersin, hatırlarsın kısa bir süreliğine oraya geldiğini. Ya bu süre belirsizse ve sen hazır olduğunu sanıp aslında hiç de hazır değilsen bu yeni yere? ve kendini hayatında hiç hissetmediğin kadar yalnız hissediyorsan, belki de ilk defa …

Her baktığın yer sana bambaşka güzel bir şeyi hatırlatıyorsa… Ve bir daha hayata hiç o anıları yaşadığın andaki kadar susamış bakamayacağını anladıysan… artık büyüdüğünü, gerçekten büyüdüğünü anladıysan, ama hangi yöne doğru büyüdüğünü anlamakta zorluk çekiyorsan… sana belki de ilk defa uzun süre kaybedip sonra tekrar kavuştuğun özgürlüğün bile heyecan vermiyorsa… ilk defa ama ilk defa bir yere bağlı olmak, ait olmak istiyorsan… ve beklediğin umutlar da tek bir satırla tarihe karıştıysa…

Hiç böyle hissettin mi? Bildiğin bir yerde kayboldun mu? Mesela aynaya bakarken kayboldun mu hiç? Tam güçlü bir kasırgayla savrulup kendini yeni hayatının tam ortasına atıp adapte edecekken bir anda bıçak gibi kesildiyse rüzgar… “alışamadım havasına suyuna” diyerek geçiştirmeli mi dersin? Hayat da burada güneş gibi bir doğuyor, bir gizleniyor diye mi yorumlarsın? Hangisi daha inandırıcı? Daha koşmadan yorulduysan… Kendini belki de ilk defa güçsüz hissediyorsan. Ve en çok da bunu itiraf edebiliyor olmak seni üzüyorsa. Tüm hayatını adadığın rüyalarını inşa edecek bile gücü kendinde bulamıyorsan… Ne yapmalı? İçindeki ses bile sustuysa… Hangi sese kulak vermeli?

Çok değil birkaç ay önce, yepyeni bir kariyer planı yapabilecek kadar cesur, yepyeni üçüncü bir dil öğrenecek kadar hırslı, yurtdışına yerleşebilirim diyecek kadar kendinden emin olan sen, şimdi yağmura teslim mi olacaksın? Hangi bulut cesaret edebilir senin düşlerini eritecek yağmurları taşımaya? Hangi rüzgarın haddine seni savurmak? Bu günlere kolay gelinmedi. Bir insanı inşa etmek bir binayı inşa etmek kadar kolay değil. Düşe kalka, depremlerle, sellerle boğuşarak, yıkıldıkça her defasında ders alıp yeniden kurarak, emek emek var oluyor bir insan. Bu özgürlük kolay elde edilmedi. Kendini özgürlük sandığın düşüncelere mahkum ettiğin günleri ne çabuk unutuyorsun. Şimdi savaşın ortasında kılıcını kınına koyup beklemek niye? Senin ihtiyacın olan senden başka bir şey değil, hiçbir zaman da olmadı. O günlerce sabahlayan kıza ne oldu? Sular seller gibi ezber yapan, otobüs peşinde koşturan, aylarca iş arayan, yemeğinden, uykusundan, süsünden püsünden feragat eden, bir hiç uğruna her şeyini veren kız şimdi her şey uğruna neyini vermekten korkuyor, tir tir titriyor?

Ne zaman birine ihtiyacın oldu ki şimdi yalnızlıktan bahsediyorsun? Yaşamak nefes almaksa senin yerine kim alabilir o nefesi, kim suyunu içebilir, kim yemeğini yiyebilir? Kim senin yerine düşünüp, senin yerine hayal kurup senin yerine hareket edebilir ki? Sen sen olmaya, öyle yaşamaya, hem de en üstte yaşamaya, en önde koşmaya, hayatı son damlasına kadar içmeye mecbursun. Sorumlusun dipte bıraktığın her zerreden. Hep kazanmak zorundasın, bir yarışta değilsin çünkü, insan kendiyle yarışamaz bu yüzden de bir şeyi yapmak demek senin için bir şeyi başarmakla aynı anlama geliyor. Senin senden, ama “gerçek sen”den başka bir ihtiyacın yok. Ne zaman oldu ki? Diğer kızlar gibi ne zaman sana iltifatlar eden, kendini iyi hissettiren birilerine ihtiyacın oldu ki, veya ne zaman birinden yardım aldın ki, ne zaman birine bir şey danışıp da bu nasihatı kullandın ki? Şimdi yaşamaya, hem de dolu dolu, doya doya her anını kana kana yaşamaya mecbursun. Sen yaşamaktan değil, hayat seni yaşatmaktan yorulmalı. Çağrıldığın yere koşarak gidecek kadar enerjik, gerekirse saatlerce oturduğun yerde duracak kadar sabırlı, on bin kez de olsa tek bir satırı anlamaya çalışacak kadar ısrarlı, on kere de kaçırsan bir sonraki trene binecek kadar da hırslı olacaksın. Unutma, bu ufku yağmur yemekten çekmiş diyarda senden daha çılgın kimse yok, olamaz da! Unutma önünde seçenek yok, şık yok, hele ki “E şıkkı” hiç yok, olmayacak da!

Yorum Yapın

Yorum yapmak için giriş yapmış olmalısınız.