Bir insan, bir şeye inanmak konusunda ikna ediliyorsa buna ikna etmek değil “kandırmak” denir. Bir insan bir şeye inanmak konusunda ikna ediliyorsa bu, gerçek değil batıl bir inançtır.
İkna kabiliyeti, son yıllarda özgüven, iletişim, planlama, yönetim gibi becerilerin arasında en üst sıralardaki yerini aldı. İkna edici olmak neden bu kadar önem kazandı? Acaba insanların neden eskisine göre daha çok “ikna” edilmeleri gerekiyor? İnsanların zeka düzeyi mi yoksa seçenekleri mi arttı dersiniz? Bence öyle. Seçenekler arttıkça hangisini seçeceğimiz konusunda da “ikna kabiliyeti olan” insanlara ihtiyaç duyulur oldu. Artık tıpkı marketteki bir ürünü satar gibi gibi bir fikri de kabul ettirebilmek için insanları ikna eden birilerine ihtiyaç duyulur oldu. Politik söylemler, fikirler, ürünler gibi rekabet ve seçeneğin bol olduğu arenalarda doğru bir yöntem ama ya söz konusu inançlar ise? İşte o zaman durup düşünmek gerekiyor. Çünkü burada seçenekler, market raflarındaki ürünlerden çok daha hassastır. Burada söz konusu; insanların hayatlarını adadıkları, hayatlarını nasıl yaşayacaklarını belirledikleri ve davranışlarını düzenledikleri inançlardır.
Bir insan, bir şeye inanmak konusunda ikna ediliyorsa buna ikna etmek değil “kandırmak” denir. Peki neden birileri bizi bir şeye inanmak için ikna eder yani kandırır? Bizim inancımız nasıl bir ranta dönüşür? İnanç birine bir şeyi yaptırmanın en kesin ve kolay yoludur. Eğer bir insanı bir şeye inandırırsanız artık sizin telkininize gerek kalmadan o kendi kendini motive eder hale gelecektir. Yani sistem tıkır tıkır işleyecektir. Hele ki bu inancı “Allah inancı” olarak öne sürerseniz artık o kişiyi hatta kişileri çok rahat sömürebilirsiniz. Bir insan bir şeye inanmak konusunda ikna ediliyorsa bu, hak değil batıl bir inançtır. Peki gerçek olan ile batılı nasıl birbirinden ayırt edebiliriz?
Gerçek olan inanç; yani özgür iradenizin seçimi
vicdana uygun olandır. Buna inanmak için sadece bilgi sahibi olunması yeterlidir. Gerçek olan inanç insan doğasına aykırı değildir, insanı özgürleştirir, huzurlu, dengeli ve sevecen bir insan olmasını sağlar ve insanın kişisel olarak sağlıklı bir gelişim göstermesine neden olur. İnsanlarla iletişimini arttırır, ahlaki değerlerini güçlendirir, onu duyarlı ve hoşgörülü bir insan haline getirir. İnançlı insan, farklılıklara saygılıdır, sadece siyah ve beyaz olarak değil hayatı tüm renkleriyle algılar. İnançlı insanın sözleriyle düşünceleri, düşünceleriyle eylemleri tam bir uyum içindedir. Küçük hesaplar peşinde olmaz, inancından ötürü kendini özel bir konuma yerleştirmez, insan olmanın mütevazı olgunluğunu yaşadığı her halinden anlaşılır.
Batıl inanç ise;
vicdanı törpüler. İnsanın doğasına aykırıdır, inanmak için değer yargılarınızı, mantığınızı ve kişiliğinizi zorlamanız gerekir. Aklı siler, muhakeme ve sorgulamayı bitirir, akıl ve mantığınızı, iradenizi bir başkasına ya da bir başka sembolik varlığa teslim etmenizi gerektirir. Sizi özgür iradenizle seçim yapmaktan, doğru ile yanlışı ayırt edebilmek için vicdanınıza başvurmaktan alıkoyar. Koşulsuz, sorgusuz sualsiz bir itaat kavramı ile “hayatınıza” nokta koyar. İçinizi boşaltır, inandırıldığınız konularda gözü kapalı, kulakları sağır halde hipnotize olmuş bir insan gibi ısrarla aynı şeyleri savunursunuz. Hoşgörü, esneklik ve anlayış yerini ayrımcılık, sertlik ve katılığa bırakır. Bundan dolayıdır ki batıl inançlar insanları obsesif bir ruh haline sokar.
Haziran 2007
Temmuz 20, 2007, 6:18 am üzerinde
Cok Guzel yazılarınız başarılarınız devamı nı dilerim ufuk
ayşe
Ağustos 7, 2007, 9:21 am üzerinde
Merhaba Kübra;
Bu yazını üye olduğum bir sitede forum başlığı olarak yayınladım ,umarım bir mahsuru yoktur.Yüreğine sağlık…Güneş balçıkla sıvanmaz sende eminim bir çok insanın güneşisin ,merak etme çamurun artık izi kalmıyor bumerang gibi atılan çamur artık atana geri dönüyor…
Sevgiler
http://www.psikologum.com/forum/forum_konu.asp?forum_id=17707